İlişki uzmanından en kral tüyolar

0
285

Doğru erkeği bulma, kadınları kullanma, aşk oyunları yapma üzerine kitaplar yazan ‘ilişki uzmanı’ İlhan Uçkan, ilk defa oyun teorisi uzmanı eşi Özgür Uçkan’la birlikte röportaj verdi….

Uçkan çiftinin kızları Gülşen, 1.5 yaşında. Uzun yıllar çocuk istemişler; ancak uzun tedaviler sonucunda anne-baba olmanın keyfine varmışlar. Şimdi nazar değer diye de çok korkuyorlar! Özgür Uçkan’ın dört kitabı var. Hayalindeki şey babalıkla ilgili bir kitap yazmak. Uzun süredir de Baştan Çıkaran Yemekler adındaki kitabını bitirmeye çalışıyor. “Baştan çıkaran yemeğin kendisi değil tabii, yani afrodizyak yemeklerden bahsetmiyoruz. Anlattığım; yemeğin yapılış tarzı, sunumu ve sofradaki konuşma, bakışma,” diyor ve ekliyor: Sofra bir oyun alanıdır zaten!

Erkekler istediği kadını elde edemiyor kadınlar ne istediğini bilmiyor!
“İlişkiler hakkında benim kadar kafa yoran, bu işin teorisiyle ilgilenen bir kişi daha yoktur,” diyen İlhan Uçkan, kapısını çalan kadın ve erkeklerin yaşadıkları sorunların çok farklı olduğunu söylüyor. Ortak ihtiyaçları ise, şefkat ve hayatlarının onaylanması..

İlişki uzmanından en kral tüyolar

Erkekleri kullanma, kadınları kullanma, doğru erkeği bulma, aşk oyunları yapma, terk etme, aldatılan kadını kendine getirme konularında kitaplar yazmış, ilginç bir kişilik İlhan Uçkan. Gazete ve dergilerde köşeler yazıyor, televizyonda sık sık akıl fikir dağıtıyor. Bir anlamda ‘bilirkişilik’ yapıyor ilişkiler konusunda. Taktikleri çok enteresan! Mesela “Telefonu suratına kapat sevgilinin,” diyor. “Kapat arasın! Kapat arasın! Ta ki sesini yumuşatana, karşınızdaki istediğiniz kıvama gelene kadar. ‘Ya tekrar aramazsa’ diye korkmayın. Mutlaka arar!” Şaka değil; bu tür oyunlar oynamayı şiddetle tavsiye ediyor. İlişkiyi ‘son derece ciddiye alınması gereken bir oyun alanı’ olarak görüyor çünkü! Tıpkı küresel ekonominin ya da uluslararası ilişkilerin dünyasında olduğu gibi, ilişkilerde de sürekli rekabet avantajı yaratan, bilgiye açık, zeki oyuncular olması gerektiğine inanıyor. “İlişki ancak böyle sıradanlıktan kurtulur,” diyor. ‘Ele verir talkını’ durumu da yok üstelik; bütün o oyunları kendi evliliğinde de hayata geçiriyor. Anlattıklarını, taktiklerini saçma da bulan var, zekâdan yoksun da… O yüzden; felsefe, ekonomi eğitimi almış, iş dünyasına danışmanlık yapan entelektüel bir adam olan Özgür Uçkan’ın onunla nasıl evlendiğine de inanamıyorlar! İlhan Uçkan sekizinci kitabını yazdı; adı Kadın Tamir Servisi. Bu bahaneyle buluştuk ama kitaptan çok evliliğini, taktiklerini, eleştirilerini konuştuk eşiyle birlikte. Benim gördüğüm, Özgür Uçkan da halinden çok çok memnun. Hatta âşık. Merak edenlere duyurulur!

– Resim eğitimi almışsınız ama ilişkiler üzerine yazılar, kitaplar yazmaya başlamışsınız. Niye bu konuda ahkâm kesmek istediniz?
– Üniversitedeyken Pişmiş Kelle mizah dergisine girmiştim, Engin Ergönültaş’la çalıştık. Benim ‘zekâ babam dediğim bir insandı ve ilişkiler konusunda ‘oyun’u bana anlatmaya başladı. O zamana kadar belki daha az farkındaydım. Beni hep rahatsız eden klişeler vardı aslında ‘kadınlar şöyle olacak, erkekler böyle olacak’ diye. Bunların hayatımızı ne kadar etkilediğini düşünüyordum. Orada yazdım önce; arkasından Aktüel, Ekspres, Kadınca, Esquire, Milliyet geldi. Hep böyle yazılar istediler benden, yazdım. Mesela beni feminist değilim diye atmaya kalkmışlardı Kadınca’dan. Tuhaf bir şeydi çünkü Emma Goldman’ı bilmiyorlar ve feminist olduklarını söylüyorlar!

– Hülya Avşar’la da bir polemik yaşamıştınız; “Bir konuda yazı yazınca uzman mı olunuyor?” demişti size. Kendinizi uzman sayıyor musunuz ilişkiler konusunda sahiden?
– Orada yanlış bir mantık var. Bir konuda çok kitap yazmak uzman yapmaz; bir konuda uzmansan öyle kitaplar yazarsın! Ayrıca hayatımda asla herhangi bir konuda uzmanlaşmak, herhangi bir yere ait olmak ya da bir şey olmak gibi bir derdim olmadı hiç. . .

– Neye güvenerek yazıyorsunuz, akıllar veriyorsunuz söyler misiniz? İnsanlar niye size gelsinler?
– Şundan çok eminim ki, ilişkiler hakkında benim gibi kafa yoran, benim gibi teorisiyle ilgilenen, onu araştıran, sorgulayan bir kişi daha yoktur! Şunu fark ettiniz mi bilmiyorum; hiç kimse benim yazılarımı eleştirmedi bugüne kadar, sadece beni eleştirdiler.

– Yazılarınızı da eleştirdiler! ‘Zekâ katsayısı düşük, saçma sapan yazılar, demode fikirler’ diyenler çok!
– Telefon kapatma oyunu diye bir teorim var, onun için “Zekâ katsayısı düşük,” diyorlar. “Telefonu sevgilinin yüzüne kapat arasın tekrar,” diyorum. 10 dakikada etki tepki yapacağınız, manyak bir oyundur! 10 dakika sonra sana içindekileri boşaltmış, rahatlamış bir sevgilin olur. Bu mudur zekâ katsayısı düşük olmak?

– Ya aramazsa adam?
– Aramazsa zaten oyunun dışındadır! Ama orada bir tuzak var; biri yüzüne telefon kapattığında otomatik olarak sinirlenir ve ararsın; reflekstir bu. Bu tepki yönetimi aslında. Kaos yaratırsın ve onu yönetmeye başlarsın…

– Sorun şu ki, hepimiz ilişkilerin değiştiğinden, artık kimsenin karşısındakine değer vermediğinden, bir ilişki için yeterli çabayı sarf etmediğinden yakınıyoruz. Dolayısıyla telefonu kapattığında üçüncü kez arayacak bir adam var mı hâlâ?
– Doğru hareket ediyorsan var! Açtığında yaptığın şey çok önemli; açıp anında kapatman gerekiyor. İçinde kalacak, yutacak laflarını, boğazına takılacak. O sırada o; senin hakkında o kadar kötü şeyler düşünüyor, kafasında küfrediyor, aklına gelen her şeyi söylüyor ki… Sen aniden telefonu açıp “Aramız kötü olmasın diye kapatıyorum,” dediğinde, birden rahatlıyor, modu değişiyor. O kadar refleks bir hareket ki o. Sen arayıp öyle dediğin zaman seni tekrar kazanmak için çaba gösteriyor.

– Siz yaptınız mı bu telefon kapatma oyununu?
– (Gülüyor) Yaptım. .

– Yaptığınız şey özetle, bir tarafa taktik verip, diğerine kazık atmayı öğretmek mi?
– Tam tersi, ‘Akıllı olan ilişkiyi düzeltir,’ diyorum ben. Çok güzel bir ilişki yaşayabilir insan, bunu çok kolay kurabilirsin. İnsanlar bunu kurmaya korkuyor. 13 yıldır deli gibi âşık olduğum, bana âşık bir adamla beraberim, demek ki oluyor. Mesela bana gelen kadına, ilişkide asıl önemli olan şeyi fark ettirmeye çalışıyorum.

– Nedir o?
– Şefkate mi ihtiyacın var, o zaman sen ona öğret sana nasıl şefkat verebileceğini. Ya da şaşırt ki onu, o da seni şaşırtsın. Yani sürekli birine, ötekine öğreteceği şeyleri öğretiyorum. İki tarafın da eğlenceli bir ilişki yaşamasını sağlamaya çalışıyorum.

– Kendinizi modern Güzin Abla gibi hissediyor musunuz?
– Güzin Abla değil, belki günümüzün anneannesi gibi! Ama Güzin Abla aslında çözüm sunmayan biri. Ben taktik veriyorum, strateji kuruyorum onlara.

– Size ne denilmesini istiyorsunuz?
– İlişkiler hakkında çalışıyorum, danışmanlık yapıyorum. İlişkilerin bilirkişisi falan demeleri tuhaf geliyor bana. Beni bir kalıba sokmaya çalışmaları korkutuyor beni. İlhan Uçkan benim adım, başka bir şey değil.

Şefkat ve onaylanmak
– Bir danışmanlık şirketiniz var. Nedir en sık karşılaştığınız problem?
– İ.U: Mesela bir kız aradı, “Tam nişanlanmak üzereydim, kavga ettik, bitti ilişki,” dedi. “Bir mesaj yaz ‘Sadece beni sevdiğini duymak isterdim’ diye. O zaman bütün o kavga ritmini değiştirirsin. Bu laf aslında açık kapı bırakmaktır, karşındakine nefes aldıran, hâlâ şansı olduğunu hissettiren bir tavizdir. Artı puan tavizleri vardır ve o kişi bunu eline aldığı anda kullanır. Yarım saat sonra görüşeceksiniz. Hayallerini anlat, bunların belki de evlilik korkusundan kaynaklandığını söyle, çok güzel olacak,” dedim. Bir süre sonra nişan fotoğrafları geldi…

– Nedir kadın ve erkeğin ilişkideki ortak ihtiyacı?
– İ.U: Şefkat ve onaylanmak! Sevdiğimiz kişi tarafından hayatımızın onaylanmasını istiyoruz.

– Ortak yapılan hata ne peki?
– İ.U: Birbirimize bakmıyoruz. Araya sürekli imajlar giriyor. Karşısındakinin gözüne bakmıyor kimse.

– Size başvuranlar zeki insanlar mı, zırcahil mi sizce?
– İ.U: İlişki aslında duygusal bir kaos. Zekâyla hiç alakası yok. Bunun içindeyken ne yapması gerektiğini bilmek, yani zaafları, heyecanları, istekleri, arzuları kontrol edebilmek, bunlara dışarıdan bir göz gibi bakabilmek kolay değil. Bunu dışarıdan görebilmek istiyor bana gelenler. Kız arkadaşına da danışabilir ama ne kadar objektif olur ki bu? Seninle ilgili herhangi bir önyargısı olmayan ve bu konuda kafa yoran birinden fikir almak çok başka.

– Bugüne kadar çözemediğiniz sorunlar oldu mu?
– İ.U: Mazoşist ilişkiler, patalojik vakalar. Onları psikiyatra yönlendiriyorum.

– Kadınların ve erkeklerin sorunları ne kadar farklı?
– İ.U: Erkekler bir kıza âşık oluyor ama o kızı elde edemiyor. Kadın da çoğunlukla istediği şeyin farkında değil; bir ilişkiyi sürdüremiyor. Mesela gelip anlatıyorlar, diyelim bir hafta içinde şunların şunların olması gerekiyor. O, diyor ki ‘iki gün sonra tatile gideceğim!’ Demek ki o ilişkiyi o kadar istemiyorsun. Deneyip bakayım diyorlar. Denenen bir şey değil ki ilişki, onu istemen gerekiyor.r.

Sağlıklı ilişkinin beş kuralı
• Ne istediğini; nasıl bir ilişki istediğini bilmek
• Kendin olmak
• Dışarıdaki her şeyden sıyrılmak, evden içeri girdiğinde her şeyi dışarıda bırakmak, sadece anne ve baba olarak kalmak.
• Karşındakine, yanlış yaptıklarını eğlenceli şekilde öğretmek.
• ‘İlişki tedavi edici olmalıdır’ felsefesine inanmak. Birbirinize iyi gelmiyorsanız o ilişkinin tadı tuzu olmaz.

Kadınlar doğru adamı nasıl tanır?
• Karşındaki insanı gördüğün zaman, ilk dört dakika, onun yüzüne bakacaksın. Gözü sana bakıyor, başka yere mi? Konuşurken gözünü kaçırmamalı.
• Sana yaklaşırken dokunuş biçimi önemli. Çapkın mı dokunuyor, daha saygın, daha şefkatli mi? Bu her şeyi anlatır.
• Kadınlar için duruş karizma demektir. Kenara kıyıya mı kaçıyor, herhangi bir yerde dik mi duruyor, ona bakacaksın.
• Konuşurken lafı geveliyor mu yoksa direkt söylüyor mu?
• “Hadi gidelim,” dediğinde geliyor mu? Ama kadının bunu söyleyiş biçimi çok önemli.

Erkekler doğru kadını nasıl tanır?
Kalabalık bir ortama girdiğinde kimseye benzemeyeni seçer erkekler. John Nash’in bir taktiği vardır; barda sarışın bir kadın durur, 20 erkek varsa herkes ona gitmeye çalışır, hiçbirinin şansı yoktur. Kenarda duran esmer kadın çok daha cazip ve düzgün bir ilişkidir! Bir erkeğin dikkat edeceği, herkesin rağbet ettiği kadın değil, sessiz ama iyi duran kadındır.
Kendisinin, kişiliğinin farkında olan kadın caziptir.
Duruş, görüntü ve temizlik önemlidir.
Konuşurken işveli olacaksın ama kesinlikle hafiflik sınırına yaklaşmayacaksın.

İlişki uzmanından en kral tüyolar İlhan Uçkan: “Hani eskiden annelerimiz, anneannelerimiz bize ilişkilerimiz hakkında akıllar verirdi, ben tam da onun modern versiyonu olduğumu düşünüyorum.”
Bir zenginden ötekine kaç yıl gezebilirsin!
– Çok açık konuşmak, âşık olduğunu söylemek, ona içini dökmek enayilik ya da teslim olmak mıdır peki?
– Ö.U: Çok açık konuşan bir insanın 10 adım sonra ne yapacağı öngörülemez! Dolayısıyla bu da ilişkiye heyecan katan bir şey.
– İ.U: Kaybı çok daha büyük olur karşıdakinin. Bu kadar âşık bir kadını kaybedecek! Bu kadar oyuncu, bu kadar kendine güvenen bir kadını…

– Çok zor değil mi bu kadar taktikle yaşamak?
– Ö.U: Yaşamak için de stratejilerimiz yok mu? Bu da hayatımızın en derin alanı, taktikleri orada kullanmayacaksınız da nerede kullanacaksınız!
– İ.U: Bu kadar önemli bir alanda kendimizi nasıl salabiliriz ya da zaaflarımıza nasıl yenik düşebiliriz?

– En büyük klişe nedir ilişkilerde?
– İ.U: Aşk acı verir klişesi! Niye aşk acı versin? Aşk keyifli, eğlenceli bir şeydir. Ya da ‘ilişki kötü bitecek!’ Neden kötü bitsin, çok güzel olabilir. 30’unu geçmiş, evlenmemiş, bir nevi Sex and City kadınları mesela çok trajik geliyor bana. Bu duruma ilgi duymak, Ally McBeal partilerine gitmek bana utanç verici geliyor. Sen de istemiyorsun böyle olmak ama sistemin oyununa geliyorsun. Bu imaj bombardımanından kaçabilmek için biraz kendi isteklerinin farkında olmak gerekiyor. ‘Ben ne istiyorum’ çok önemli bir soru.
– Ö.U: Aslında bizimki gibi toplumlarda insanların mutluluğu yakalamak için daha fazla şansları var. Çünkü daha tam olarak bizim topluma sirayet etmiş değil bu akımlar… Genlerimizin son noktasına kadar tüketim toplumu olmadık daha!

– Artık pek çok ilişkide kredi kartı ön planda. Kadın ille de bunu istiyorsa nasıl taktik veriyorsunuz?
– İ.U: Çok zor bunu değiştirmek ama ona yalnız kalacağını hatırlatmak gerekiyor. Mesela son zamanlarda kız arkadaşlarımdan şunu duyuyorum sürekli, zengin adam istiyorum! O zaman bu adam senin başka isteklerini karşılamayacak ki, yürümez ki. O zaman adamın aldatmasına da ses çıkarmayacaksın!
– Ö.U: Şunu düşünmüyorlar: Çok güzel olabilirsin ama bunun da süresi iki yıldır! Bu sürede zengin adamların da istekleri olacak; kadının başka meziyetlerinin olmasını isteyecek. Ya çok zeki olacaksın, ya çok başarılı. Kendini çok iyi geliştirecek, etrafı çok iyi tanıyacak, zevkleri ona göre gelişmiş olacak. Madem zengin adam istiyorsun çalış, kendini geliştir. O zaman aranızda gerçekten aşk yaşanabilecek bir durum olabilir, gerçek ilişki doğabilir. Öbür türlü, bir kadın bir zengin adamdan ötekine kaç yıl geçebilir?

Ö.U.: Entelektüelim ama benim de bir seks hayatım var!
– İlişki üzerine yazan, anneanne taktikleri veren bir kadınla entelektüel bir adamın birlikteliği herkesi şaşırtıyor. ‘Ne alaka’ diyor herkes. Nedir sizi buluşturan?
– İ.U: Aşk!
– Ö.U: Aşk tabii. Aşk bir sentez; oyundan, seksten ve bir sosyal çevreden oluşuyor. Bu, doğru kurulmuş bizim aramızda.Ve oyun gerçekten çekici bir şey… Öte taraftan Körleşme diye Elias Canneti’nin bir kitabı vardır. Adam kütüphanede yaşar, hayatla bütün bağını kitaplar üzerinden kurar. Entelektüel dediğiniz şeyi böyle algılamıyorum ki ben! Sonuçta ben evet entelektüelim ama benim de bir seks hayatım var, farklı işler yapıyorum, sanatla da ilgiliyim, ekonomiyle de, kumarla da, futbol da izliyorum. Benim entelektüellik algım şu; hayatın içinde yaşayan bir insan doğru dürüst şeyler üretebilir.
– İ.U: Biz iyi oyun arkadaşayız ayrıca..

– Nasıl oynuyorsunuz daha çok?
– İ.U: Rekabet oyunu aşkı canlı tutmak için birebir! Mesela Özgür, Adnan Polat’ın kampanyasını yapıyordu, ben kıskançlıktan kudurdum, Erkekleri Kullanma Kılavuzu’nu yazdım. Ben onu yazınca Özgür kıskandı, çünkü kitap deli gibi satmaya başladı, Özgür E-Devlet, E-Demokrasi ve Türkiye’yi yazdı.

Kadınlara ‘cesur ol’ dediğinde olamıyor ama ‘oyun’u oynuyor
İlişki uzmanından en kral tüyolarSon kitabınız Kadın Tamir Servisi. Ne anlatıyorsunuz bu kitapta?
– İ.U: İlişkilerde çokça yapılan hataları… Mesela randevusuna geciken ya da aslında yeterli ilgiyi göstermeyen bir erkek için bahaneler uydururuz sürekli; ‘İşleri çok yoğun, onun da sıkıntıları var, onun için benimle ilgilenemiyor, erkek sevdiğini söyleyemez’ gibi… Benim önerim ise hataları açık edip, yüzleşmek. Eğlenceli hileler öneriyorum.

– Nasıl hileler bunlar?
– İ.U: Mesela sevgilinizin sizi sevip sevmediğini merak edeceğinize kavga çıkarın! Sinirlenecek, üzerinize gelmeye başlayacak. Kavga ederken lavaboya gidin, geldiğinizde o daha gak demeden ‘Beni seviyor musuuuun?’ diye ağlamaya başlayın. Bütün kalkanları inecek, savunma mekanizması iptal olacak. O sırada “Evet seviyorum,” diyorsa garanti seviyordur.

– İlişkiyi böyle hileler üzerine kurmak ne kadar sağlıklı?
– İ.U: Bu tamamen literatürde olan bir şey…

– Ne literatürü?
– İ.U: Edebiyatta var, sanatta var, o kadar çok üzerinde yazılmış çizilmiş bir konu ki. Benim en sevdiğim örnek, Laclos’un Tehlikeli İlişkiler kitabıdır. Orada Markiz’le Kont’un ilişkisi, sadece arada bir rekabet olduğunda sürebilen bir ilişki modeli. Kadınlara ‘cesur ol’ dediğinde olamıyor, ‘içinden geçeni söyle’ dediğinde söyleyemiyor ama bunu eğlenceli bir oyuna dönüştürdüğün zaman daha cesur davranıyor. Mesela “Sevgiline kapris yap,” diyorum. Bunu oyun olduğunda yapıyor ama “Kadın kaprisli olmalıdır,” diye direkt söylediğinde “hayır!” diyor. Bunlar kendi hayatımda da pratik ettiğim bir şey. Özgür’le tanışmamızın sebebi oyun teorisidir. Şimdi mesela evliliğimde oyunun etkisine bakıyorum, hiç bitmeyen bir aşk!
– Ö.U: Mesela ekonomideki oyun teorisi, borsanın üzerinde döndüğü şey. Belli alternatifler arasında, en kazançlı alternatifi seçmek üzerine kurulu. Tarihe baktığımızda, savaş stratejileri tam bir oyun teorisi. Asıl gücünü saklayarak zayıf görünme taktiği vardır.
– İ.U: Kadınlara, asla gücünüzü göstermeyin ya da zekânızı belli etmeyin demem gibi…
– Ö.U: Kariyer de bunun üzerine kuruludur. Kariyerinizi planlarken, bir işyerinde sürekli birtakım oyunlar oynarsınız, belli stratejiler içerisine girersiniz ki daha kazançlı çıkabilesiniz.

– Oyun teorisinin temelinde kaybetme korkusu mu var yani?
– Ö.U: Risk olmadığında ilişki rutine biner.

Kadın sürekli konuştuğu için hanesine eksi puan yazılır!
– ‘Kaçan kovalanır, susan kazanır’ taktikleri veriyorsunuz. Böyle taktik kaldı mı artık?
– Ö.U: Microsoft ve Yahoo ilişkisini düşünün. Kaçan kovalanıyor! Yahoo, Microsoft’un teklifini reddedetti ve bu sayede Google’la anlaşırken kendi fiyatını dörde katladı.
– İ.U: Bunlar atasözleri gibidir, boşu boşuna söylenmez! Kadınları Kullanma Kılavuzu’nu yazıyordum, “Peki erkeklerin numaraları nedir?” dedim Özgür’e. “Biz susarız,” dedi. Kadınlar konuşur konuşur, haneye eksi puan yazılır.

– Ne yapmak lazım?
– İ.U: Ben de sustum ilk kavgada. Özgür bekledi; nasılsa dalaşacağımı, nasılsa kavga edeceğimi, kendimi tutamayacağımı zannetti ama iki saat sustum. Mesela “Bu kitapları yazdın, şimdi ne yapacaksın ilişkinde,” diyenler de oluyor. Bitmiyor ki! Birincisi bizim yuvamız oyun parkımız. Sürekli zekâmı kullanmam, sürekli yeni bir şey keşfetmem gerekiyor. Bu yeni keşfettiğim şeyler de ilişkimizi dinamik tutuyor.

– İlişkilerin bir matematiği olabilir mi? Duyguları taktikle yönetmek mümkün müdür?
– İ.U: Önce ne istediğini sorarsın o insana, o ilişkiden beklentisi ne, nasıl bir ilişki istiyor? Sonra o ilişkiyi kurması için dış etkileri temizlemeye başlarsın. Mesela arkadaşlarının beğenip beğenmemesi önemli olmamalı senin için. Öze inmek gerekir. Karşımızdakinin nasıl göründüğüne, imajına bakıyoruz biz hep…
– Ö.U: İlişkileri bitirenler, insanlardan çok çevre. İnsanlar o kadar farklı şeylere takıyorlar ki, bunların hepsi de sosyal klişe. Başarı mesela, bir klişedir. ‘Hâlâ bu kızla mı berabersin’ klişesi. Tak giriyor etki altına. Bu etkilerden ne kadar kurtulursan o kadar doğru ilişki kurabilirsin.

Üç gün konuştuk üç gün de seviştik!
– Siz kimsiniz aslında Özgür Uçkan?
– Ö.U: Felsefeyle başladım, üstüne ekonomi ve uluslararası ilişkiler… Paris’teyken etkinlik yönetimi ve konser organizasyonları gibi işlere de bulaştım. O da beni pazarlama, reklamcılık gibi noktalara götürdü. Türkiye’ye döndüğümde etkinlik yönetimi sektörü daha yeni kuruluyordu, o yüzden bana hala bu işin duayenlerinden derler.

– Etkinlik yönetimi nedir?
– Ö.U: Mesela Habitat’ın kapanış törenini yaptım. Ya da Boğaz Köprüsü’nün ışıklandırılması, Olimpiyat törenleri gibi geniş bütçeli işleri kapsıyor.

– Önemli isimlere danışmanlık da yapmışsınız?
– Ö.U: Abdüllatif Şener, Erkan Mumcu, Hasan Celal Güzel gibi isimlere danışmanlık yaptım. Hâlâ Eczacıbaşı Holding ve Türkiye Bilim Vakfı’nın danışmanıyım, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde Oğuz Satıcı ile çalıyoruz. Uzun yıllar Siemens Türkiye’nin danışmanlığını yaptım. Arada Ahmet Hamoğlu, Adnan Polat gibi tuhaf danışmanlıklarım da olmadı değil!

– Eşinizin yazdıkları yazılara iş çevrenizden tepki geliyor mu peki?
– Ö.U: Bazen kıskançlık yaratıyor çünkü benim daha renkli bir hayatım var gibi görünüyor, özellikle ekonomistlere göre. Eşleri İlhan’ı tanıyor hemen.
– İ.U: Benden uzak tutuyorlar karılarını. (Gülüyor)

– Sizi bir araya getiren şey neydi?
– İ.U: İlginçtir, bir hafta içinde üç ayrı arkadaşım Özgür’le tanıştırmak istedi! Hepsi de aynı şeyi söyledi, “Oyun teorisiyle ilgileniyor, acayip iyi anlaşacaksınız.” Bir akşam beni çağırdıklarında “Hiç kırıtacak halim yok,” deyip gitmemiştim. İkinci gün Roxy’ye çağırdılar. Arkadaşımın önünde kıvırcık, kısa boylu, çirkin bir adam vardı, “Allah kahretsin, bu mudur.” dedim. Sonra Özgür’ü çekti kenardan arkadaşım, ilk lafım “Aaa güzelmiş,” oldu. O gecenin sonunda, “Bana gidelim mi,” dedim.

– Bir dakika! Böyle taktiksel yaşayan, oyunlar yapan kadın nasıl ilk gecede adamı eve atıyor?
– İ.U: Belki bir geceliğine atmıştım! (Gülüyor)

– Yani one night stand olarak mı başladı?
– İ.U: Neden olmasın! Ama hiçbir zaman bunu yapamadım, öyle kalmadı yani. O kendisini övmeye başladı, beni cezbetmeye çalıştı. “Bir dakika, ben ne yaptım şimdiye kadar?” dedim. Kadın karşı çıkıyor bir şeye, ağzı açık dinlemiyor, şaşırdı. O kadar eğlenceliydi, o kadar durmadan konuşuyorduk ki, üç gün konuştuk, tabii üç gün de seviştik.

– Kaç yıldır birliktesiniz?
– İ.U: 13 yıl.

– Karınız kalkıyor, Erkekleri Kullanma Kılavuzu diye bir kitap yazıyor. Söyler misiniz hiç korkmuyor musunuz bu kadınla aynı evde yaşamaktan?
– Ö.U: Hayır! Kitabın adı mesela çok hoşuma gitti, son derece ilginç bir sembolizm.
– İ.U: Sürekli olarak Özgür’e, “Peki sizi de mi kullanıyor?” diye soruyorlardı…

Yorumla