Bodrum Bodrum, yine Bodrum
Yok, artık “Çarşısı şöyle, Bitez’i böyle, Gümüşlük’ü pek romantik” falan diye yazmayacağım. Ben sıkıldım yazmaktan; siz sıkıldınız okumaktan.
Bu yazıda kısaca tarih, çokça yeni keşifler olacak. Sıradan bir Bodrum tatilinden çok, bilenlerin ve sevenlerin yararlanabileceği bir Bodrum yazısı olacak...Karya’nın başkenti
Eski adını artık bilmeyen yok: Halikarnassos. Ünlü tarihçi Heredot’a göre, şehir Dorlar tarafından kurulmuş. MÖ 650 yıllarında, Megaralılar zamanında büyümüş ve Halikarnassos adını almış. Karya’nın başkenti olması MÖ 350 yılına rastlıyor. Bodrum’un parlak dönemi. Kral Mausolos anısına karısı Artemisia tarafından yaptırılan mozole -ki dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilir- bu döneme rastlıyor. Roma ve Bizans döneminden sonra 1425’te Rodos Şövalyeleri’nin eline geçmiş. 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman zamanında da Osmanlı topraklarına katılmış.
60’lar ve 70’lerde Bodrum
Karya’nın başkentliğinde, küçücük bir balıkçı kasabasına dönüşüyor. Altın bu; gölgeler ardında kalsa dahi ışıldıyor. Önce macera düşkünü yabancılar, derken bizim entelektüel kesim keşfediyor. Mavi yolculukların tadı -ki belki adı böyle değil daha- dillendikçe dilleniyor. Koylar isimleniyor, barakalar birken ikiye çıkıyor. Köy evleri pansiyonculuğa başlıyor, derken ilk oteller patlak veriyor. Sünger avcılığı zamana direnemiyor. Halıcılık, hayvancılık, birer “yerel renk” olarak kalıyor artık. Ama Bodrum bu gördüğüm. Koskoca bir yarımada. Çılgın, sakin, cennet, iğrenç, pahalı, huzurlu, temiz, korkunç, dinlendirici... Gördüğüm Bodrum, bunların hepsi.
Şu anda iki sirk birden var
Bitez’de 107 yaşında bir nine yaşıyor, köyün içinde. Aklı son derece yerinde. Adı Gülsüm Sarıbaş. Konuşmayı çok seviyor, vaktiniz olursa uğrayın. Bitez Aktur’daki Cafe Sarnıç’ın yemeklerini “ne yenir”de yazacağım. Diyeceğim o ki, Levent süper bir adam. Kızı Leyla dünyalar güzeli. Mehmet Aslantuğ da oradaydı; işi bir kenara koyup saatlerce oturduk. Burhan Doğançay yılın altı ayını Turgutreis’teki evinde geçiriyor. Evinin alt katı atölye. Dünya çapında ünlü Doğançay’la tanışıp sohbet etmek ve eserlerini incelemek isterseniz, sora sora bulacaksınız. Milas Pazarı’nın yerini hiçbir şey tutamaz; onun rengi ve kokusu bambaşka. Turgutreis Pazarı da hiç fena değil. Üstelik çok daha tenha. Ama asıl tenha pazar için, pazartesi günleri Güvercinlik’e gitmenizi öneririm. Küçücük bir köylü pazarı, domatesin kokusu başka. Turgutreis’teki At Çiftliği çok iyi safariler düzenliyor. Birkaç saat sürüyor sadece. İyi bir deneyim olabilir. Güneşin batışı pek çok yerden izleniyor ya, biz de hep Gümüşlük ve de ille de Limon Cafe diye tutturmuşuz ya, Turgutreis’teki Şevket Sabancı Parkı’nı deneyin. Beach Club’a ille de gidecekseniz, ya Dodo Beach ya da Xuma Beach olacak. İkisi de Yalıkavak’ta. Ama asıl eğlence, Dodo’nun yanındaki halk plajında. Bir de isim takmışlar: Dudu Beach! Geriş uçmuş. Genç muhtarı da çok iyi çalışıyor. Tepedeki kahvede oturun, şansınıza keman ve kaval çalan köylülere rastlayabilirisiiz. Çiftlik’te bolca vakit geçirdim bu sefer. Hâlâ halı yapılan evlerde oturdum. İnsan yaşı ilerledikçe halı sevmeye başlıyor olabilir mi? Şu sıralarda Bodrum’da iki sirk birden var; biri Oasis’in yanında, öbürü de Yalıkavak kavşağında. Aklınızda bulunsun diye yazıyorum.
Ne yapılır?
Ne yenir?

Halikarnas

Xuma Beach

Dodo Beach
Kaynak: Milliyet